.:: YAKACIK KÖYÜ WEB SİTESİ ::.
     
 
 
 
.:: YAKACIK KÖYÜ WEB SİTESİ ::.
NÜKTELER
Sülaleler :
 

MİZAH:

 

ADI NEYDİ?

Bir gün Culuğun Ahmet ile Yağlı Mehmet Ankara'dan birlikte Yozgat'a doğru yolculuk yapmaktadırlar otobüste. Culuğun Ahmet Yağlı Kasabasının yanından geçerken kaşınır duramaz

“Yav Mehmet!” der. “Şu kasabanın adı neydi unuttum.”

Yağlı Mehmet boynunu büker seslenmez. Kızar ama yapacak bir şey de yoktur, içinden diş biler.

Nihayet Yozgat'ın Çalatlı köyüne gelince, harmanda kubarmış dolaşan culukları görür. Nazire yapmanın tam sırasıdır:

“Yav Ahmet!” demiş. “Şu kubaran hayvanların adı neydi unuttum.”

 

AVCILAR VE TİLKİ.

İbiğin Kerim ile Kel Mehmet'in Dursun tavuklara dadanan tilki için bir hinlik düşünürler. Kümesten horozun iyisini seçerek köyün kenarındaki bir tarlanın sınırının dibine yatarlar. Horozu biraz hırpalayıp bağırttırırlar. Birkaç deneme sonra ay ışığında az ileride belirir tilki ama hedefe uygun değildir.

Biraz sonra tekrar deneyip tilkiyi hedefe yaklaştırmak isterler. Ama bir türlü vuramazlar. Sonra kaybolur tilki.

Devam ederler beklemeye ama tilkinin geleceği yok. İbiğin Kerim, Dursun'a:

“Hadi öttür şu horozu” der.

Dursun şaşkın:

“Ne horozu yav! Horoz sende ya!” demez mi?

“Bende tüfek var horozu tutan sensin ya!” der Kerim.

İkisinin de bir anda kafası karışır. Dursun:

“ Eee.. Kolumun altından çektin. Sen alıyorsun diye bende bıraktım.” Der.

Bunlar tartışırken birde ne duysunlar?.. Horozun sesi tilkinin ağzında tepeyi aşarak duyuluyor. Meğer tilki arkadan gelip çekmiş koltuğunun altından.

 

DECCAL:

Bizim köyden Deccal (lakabı) elinde kürekle Kürt Pınarına doğru inerken yolda karşıdan eşek üstünde gelen birine rastlamış. Önce selam vermiş. Adam selamını almış. Sonra adını sormuş Deccal.

Adam:

“Mehdi” demiş.

Bu lafa kafası atmış Deccalın. Birazda Deccal – Mehdi karşılaşmasının tadını çıkarmak istemiş olmalı:

“Deccal çıkmadan Mehdi'nin derdine ne oldu ulan!” deyip küreği vurur vurmaz adamı eşekten düşürmüş. Bir güzel dövüp çekip gitmiş sonra.

Yabancı ağır aksak gelmiş köye ama vaziyet perişan. Misafir olduğu evin sahibi sormuş “Bu ne hal” diye.

“Sorma” demiş “Yolda birine rastladım. Adımı sordu, bende Mehdi dedim ve buna kızıp dövdü beni.”

Ev sahibi anlayıp gülümseyerek:

“Sen Deccal'a rast gelmişsin desene.”
 

ALA BULUT:

Rahmetli Portlu Sülüman Apo Ağa'ya azap iken bir gün akşama kadar çift sürer. Akşam olunca çift demirini yaptığı hergin içine saklar.

Ertesi gün evde hazırlıkları yapıp yola koyulacak zaman Apo Ağa; “Bi bakayım bizim Sülüman nasıl çift sürüyo” der ve oda yola düşer.

Gelirler tarlaya. Ama Sülüman siftinip duruyor, bir şeyler arıyor.

“Ne arıyorsun Sülüman?” demiş Apo Ağa.

“Çift demirini arıyom Ağa” demiş.

“Sen sakladığın yeri bilmiyon mu” demiş Apo Ağa.

Portlu Sülüman:

“Ağam!” demiş yukarıyı göstererek. “Aha şurda bi ala bulut varıdı tam onun hizasına kömdüydüm.”
 

HONİ İLE ÖLÇEK

Bizim Portlu Sülüman yine Apo Ağaya azap iken, tırpanların ağzı bozulur ve çekiçlenmeye ihtiyaç vardır. Ararlar örs ve çekiç yok köyde unutulmuş.

“Koş Sülüman köye alda getir” demişler.

Sülüman koşmuş köye, terin suyun içinde kalmış. Apo Ağa'nın karısına:

“Çabuk keyfana honiyle ölçã (ölçek) verecãn.” Demiş.

Apo Ağa'nın hanımı şaşırmış tabii. “Bu ırgatlık zamanı honi ile ölçek ne işe yarar?..”

Ama Sülüman'ın çabuk olmasındaki ısrarı karşısında vermiş eline. Portlu Sülüman koşarak götürmüş tarlaya. Tarladakiler bir bakmışlar honi ile ölçek. Kim bilir ne kadar gülmüşlerdir değil mi?

“Kalburu suya sal, gör ki ne getire?”

 

Bİ DAHA VURSAYDI KIZACÃDIM

Bir gün Rahmetli Portlu Sülüman'ı biri iyice dövmüş. Tabi çevreden koşup yetişmişler ve aralamışlar. Yerinden kalkacak takati yok nerdeyse ama yine de kuyruğu dik tutarak:

“Bi daha vursaydı kızacãdım” demiş.

 

HEM DİNLEN HEMDE İKİ KAĞNI KÜTÜK SÖK

Bir harman zamanı yağmur yağmış, ekinler ıslanmış kuruması lazım. Bu arada Portlu Sülüman yine Apo Ağaya azap. Apo Ağa çağırmış Sülüman'ı:

“Sülüman!” demiş. “Bu gün iş yok ortalık ıslandı. Sen hem dinlen hem de git iki kağnı kütük sök dağdan.”

 

BU KÖY DÜZELMEZ.

ALİ Hafız Yanık köyünde imam iken bir odada sağdan soldan, köy meselelerinden laflıyorlar.

Sigara o ara bayağı kıt, piyasada bulunmuyor. Ali Hafız buluyor şehre falan gittikçe getiriyor. Atmış paketi ortaya. Köyden biri:

“Yok canım… Bu köy düzelmez” deyip uzanıyor pakete ve ucucuna yakıyor.

Köy meselesi bitmiş konu başka taraflara kaymış. Ama vatandaş:

“Yoh canım bu köy düzelmez” deyip yine uzanıyor. Kafa sigarada onun çünkü. En sonu Ali Hafız dayanamayıp çekmiş paketi önüne:

“Bilmem ne yaptığımın adamı” demiş. “Yanık Köyü benim sigarayla düzelecekse hiç düzelmesin daha iyi.”

 

HALKA KOLUNDA YA!..

Bizim Abidin Çavuş bir gün öküzleri alıp çift sürmeye gitmiş. Tarlaya varmış ki; öküzlerin halkası yok.

“Vay ne yaptığımın avradı” deyip öğöndereyi çekmiş yürümüş köye. Terin suyun içinde gelmiş köye. Niyeti kötü ama hanımını dövecek. Dışarıdaki bağırtısına ekmek yapan hanımı çıkmış.

“Halkayı niye koymadın kız? Deyip kaldırmış öğöndereyi vurmak için.

Hanımı:

“Herif, halha kolunda dahılı duruyo ya” deyince öğöndere Abidin Çavuşun elinde havada kalmış.

 

Bİ SİGARA MOLASI

Alibicik'in Dursun'la Ümmet arazide çift sürerken kavgaya tutuşurlar. Öğendere ili ile birbirlerine girmişler. Ama ne pes eden var ne de aralayan var. Gurur meselesi yapıp bırakamıyorlar da. İyice yorulmuşlar.

En sonu biri :

“Bi sigara molası verelim ondan sonra devam ederiz kavgaya.”

Diğeri Allah'tan arıyor zaten:

“Olur” demiş tereddütsüz.

Oturmuşlar sınırın dibine. Birbirlerine sigara ikramıydı falan derken sigaralar ucucuna yakılmış ve muhabbet koyulaşmış. Sonra da kavga unutulmuş tabiî ki.

 

VAH VAH!

Ümmet Dayı İstanbul'a göçmek için zorlada olsa ikna edilir cocukları tarafndan. Kararı verir en kısa zamanda göçecektir. Bir müddet sonra kümesin kapısını açar. Ne görsün? Ördekler “vak vak…” deyip duruyor.

Dayanamaz Ümmet Dayı:

“Gördün mü?” der. “Ördekler bile benim halime ‘vah vah' diyor” diyerek göçme işinden vazgeçer.

 

Bİ DEFA GICIRDATTIM

Çöpürün Mustafa ile Mikdat bakarki Kürt Pınarı'nın başında bir taksi duruyor. Avcı gurubu oraya bırakıp dağılmış çevreye. İçinde poşetlerle nevaleler vardır. Çöpürün Mustafa yaklaşır karnı acıkmıştır. Mikdat'a der ki:

“Ekmeğin birini alayım n'olacak sanki?”

“Haram olur” der Mikdat.

“Bi taneden bi şey olmaz” deyip arabanın kapısını zorlar.

İçerden pala bıyıklı, cellat gibi bir adam doğrulup “n'oluyo?” diyerek yakasından yapışır. Başlar yalvarmaya:

“Dinime imanıma bi defa gıcırdattım.”

 
.:: YAKACIK KÖYÜ WEB SİTESİ ::.
Sitede emeği geçenler :
Ergün COŞKUNSOY - Buğra COŞKUNSOY
Bu sitenin yapımında kullandığımız bilgi ve belgelerin hazırlanmasında emeğini esirgemeden araştırmış olduğu kaynakları bize vererek yardımcı olan Habib COŞKUNSOY'a teşekkürlerimizi sunarız.