.:: YAKACIK KÖYÜ WEB SİTESİ ::.
     
 
 
.:: YAKACIK KÖYÜ WEB SİTESİ ::.
ZİRAAT ALETLERİ:

 

Araba: Doğu Türkistan'dan Orta Avrupa'ya kadar söylenen bir sözdür. Bu sebeple kelime Türkçe'dir. Altay Türkleri arabaya abra, Kırgız, Doğu Türkistan ve Kazan Türkleri ise, “arba” diyorlardı. 19. yüz yıl sonlarına kadar yapısında hiçbir değişiklik olmadan gelmiştir. Yozgat ve yöresinde de ziraatta kullanılmıştır.

Hatap araba, muhacir araba diye çeşitleri vardır.

 

Kağnı: Sicillerde eskiye ait kağnıya rastlanmamıştır fakat malzemelerinden bahsedilmektedir. Boyunduruk, karasaban, öküz arabası, ve okluk gibi ifadeler kağnının varlığını göstermektedir.

 

Saban: -v- şeklinde ağacın birbirine tutturularak bir ucunun uzun olması ve at yada öküzlerin boynuna bağlanması ve diğer ucundan da tutularak tarla sürme aleti.

 

Çift demiri: Sabanın burnuna geçirilen demirdir.

 

Cemek: Nemli toprağın sürülmesi sırasında çit demiri veya pulluğu çamurdan temizlemek için öğönderenin ucundaki demir sıyırgıdır.

 

Sıyırgı: Kışın yağan karı dam üzerinden sıyırmaya yarayan alet.

 

Kalıç: Elle ekin yolma aleti. Eski Türkler orgak” diyorlardı. Sapı ağaçtan ve ucuna eğri ve keskince takılan demirden müteşekkildir.

 

Tırpan: Rumcadan dilimize geçtiği tarihçilerce söylenir. Türklerin bu alet için “bel orağı” dediği bilinir. Eğilmeden ayakta ve fazla iş yapma kolaylığı sağladığı için günümüzde de hala vazgeçilmez bir araçtır.

 

Anadut: Üç çatallı ağacın ucuna uzunca sap takılarak ekin yığmaya, kağnı ve arabaya yüklemeye yarar.

 

Dirgen: İki çatal uzun saplı ağaçtır. Yine zirai ürünlerin sap kısımlarını taşımak ve karıştırma işlerinde kullanılır.

 

Yaba: Veya “yapa” sözleri Anadolu ve Çağatay Türk lehçelerinde, aynı manada kullanılan harman aletleridir. Tınazı savurmaya yarayan tahtadan yapılmış ve parmakları olan kürek şeklindeki ağaç alettir.

 

Yabaltı: Yabanın daha büyüğüne denir. Saman atmada kullanılır.

 

Geçgere: Söğüt ağacının ince şıvgalarından örülmüş tekne. İki ucunda taşımak için ağaçtan tutacak kısımları olan, iki kişinin arasına girerek saman ve benzeri şeyleri taşıdığı alettir.

 

Tapıl: Ekinleri deste yapmak için kullanılan bir ucu kısa diğer ucu uzun çatal ağaç.

 

Yığın Çatalı: Tapılın biraz daha büyüğü olup ekin destesini kavrayıp omza atarak yığına taşıma aleti.

 

Tırmık (Dırmıh): Uzun saplı ve bolca parmakları olan, ekinin yerde kalanlarını toplamak için kullanılan söğe alet.

 

Döven: Ekini ve benzeri ürünü harmanda sürmeye yarayan alettir. Kalın bir tahtanın altına özel olarak hazırlanmış çakmak taşı denilen taşların dizilmesiyle meydana getirilmiştir.

Günümüzde hala traktörün arkasına bağlayarak kullanılır ve ürünün samanı ve denesi ayırt edilir.

 

Kalbur: Yörede “halbur” da denilir. Hububat içindeki taş veya yabancı maddeyi elemekte kullanılır.

 

Gözer: Hem çapı hem de gözenekleri itibariyle kalburun büyüğüdür.

 

Elek: İlk akla gelen un elemede kullanılan alettir.

 

Çalgı: Karamık dikeni ya da yılgından yapılan ve hayvan ağıllarını süpürmede kullanılan uzun saplı süpürge.

 
Çuval: Hububatın nakledilmesinde işi yarayan ve hala vazgeçilmeyen alettir. Kendirin ve yünün eğrilip dokunmasından sonra dikilerek elde edilmiştir.

Çeşitlerine gelince:

Teliz çuval, şak çuval, seklem çuval, araba çuvalı, deve çuvalı, arpa çuvalı, yün çuval…

 

Harar: Yozgat ve çevresinde haral denmektedir. Çok büyük çuvaldır. Daha çok kışlık unların değirmende basıldıktan sonra bir kağnının ancak getirebileceği çuvaldır. Yedi- sekiz kişiyle ancak yüklenip indirilebilir. Çoğu zamanda konulduğu yerde doldurulur. Unun haricinde arpa buğdayda konabilir.

 

Ağızbağı: Çuvalların ağzını bağlamada kullanılan iptir. Genelde kındap ip tercih edilir.

 

Kındap: Aslı Arapça “kunneb”den gelir ve kenevir demektir.

 

Ambar(Anbar):Zahire ve benzeri şeylerin konulmasına yarayan büyük sandıktır. Bu ambarlar duruma göre göz göz yapılmakta ve “herkil” de denmektedir.

 

Sepet: Söğüt, yılkı v.b. ağaç çalı türlerinden örülmüş üzüm taşıma aletidir.

 

Sele: Sepetle benzerlik gösterip üstten tutma yeri olmayan çamaşır taşımada ve üzüm kaynatmada ve bulgur kaynatma da kullanılır.

 

Soku: Genellikle mermer taştan oyulmuş yarım metre derinliğinde ağzı geniş ve dibe doğru daralan, bulgur, yarma dövmeye yarayan taştır. İçine konan bulgur tokmakla dövülür. Dört kişi birlikte de dövebilirler. Soku taşı köyün orta yerlerinden müsait bir yere konuşlandırılır ve köylünün ortak malıdır. Eskiden manili, türkülü bulgur dövme geceleri günümüzde ihtiyaca binaen alacele yapılmaktadır.

 

Bulgur taşı (bulgur değirmeni): Ortası delik 10- 15 cm yükseklikte 50-60cm çapında yassı ve yuvarlak üzerinde 40 cm kadar çevirmek için kolu (elcek- eldek) bulunan, aynı ebatta iki sert taştan müteşekkil ev aletidir. Eskiden karşılıklı yardımlaşma ile yapılırdı. Genç kızlar bu işi yaparken ev sahibi de yemekleri hazırlar, değişik hediyelerle onları ağırlardı. Türkülü, manili geçen bu gecelerde değişik halk türküleri de böylece dilden dile yeni nesillere aktarılmış olurdu.

Taş dönmüyor dönmüyor

Taştan bulgur inmiyor

Kör olası keyfana

Pişirdiğin yenmiyor.

 

Bulgur Seteni: Köyün kıyısında ve ulaşımı kolay olan bir düzlük alana yerleştirilerek kaynatılmış bulgurların kabuğunu soydurmaya yarar. İçi oyulan yuvarlak bir taşın ortasına gemi direği gibi bir bilyeli direk monte edilir. Bu direğe bağlantılı olan değirmen taşının aynısı yatık değil de dikey vaziyette at, öküz gibi hayvanlarla döndürülür. İçina bırakılar bulgur hafif nemlendirilir ve taş üzerinde döndükçe kabuğu soyulur. Güz aylarında genelde köylü setende sıraya girerler. Herkese bir gün verilir ve o günde gelinir. Günümüzde ise elektrikle çalışan modern değirmenlere gidilmektedir.

 
.:: YAKACIK KÖYÜ WEB SİTESİ ::.
Sitede emeği geçenler :
Ergün COŞKUNSOY - Buğra COŞKUNSOY
Bu sitenin yapımında kullandığımız bilgi ve belgelerin hazırlanmasında emeğini esirgemeden araştırmış olduğu kaynakları bize vererek yardımcı olan Habib COŞKUNSOY'a teşekkürlerimizi sunarız.